Çankırı'nın merkez ilçesi dahil, köy ve kasabalarında Türk Milli
Kültürü yaşatılmakta olup köy ve kasabalarında genel olarak
"kapalı toplum" özelliği görülmektedir.
Öyle ki Çankırı köylerinde halen köy odaları bulunmakta,
geleneksel Türk misafirperverliğinin en güzel örnekleri bu köy
odalarında sergilenmektedir. Düğünlerde, bayramlarda ve benzeri
milli günlerde halkın birbirleri ile olan münasebetleri,
yıkılmamış bir milli dayanışmanın ender örneklerinden olmaktadır.
Büyüklere saygı, küçüklere şefkat ve sevgi yanında sosyal
yardımlaşma halen yaşanmaktadır. Bu durum, Çankırı'ya gelip de
uzun bir süre yaşayan yabancıları dahi hemen etkisi altına
almakta, onları da gelenek ve göreneklere tabi kılmaktadır.
Bu bölümde Çankırı kültürel hayatının önemli unsurları folklor,
düğünler, sünnet, yaran, el sanatları, mutfak ve belirli günler
başlıkları altında verilmiştir.
ÇANKIRI FOLKLORU
Aslında
çok geniş bir araştırma ve inceleme konusu olan Çankırı
Folkloru'nu biz burada kısaca ve ana hatlarıyla ele
alacağız. Bu konudaki müstakil eserleri de, yeni yetişen
Çankırı evlatlarının mutlaka verecekleri inancını taşımak
istiyoruz. Aksi takdirde, kendilerinden evvelki neslin
işlemiş oldukları hatayı devam ettirmek gibi büyük bir
vebali omuzlamış olacaklarını zannediyoruz.Genel bilgiler
vermek bakımından Çankırı folklorunda etkili bir rolü
bulunan gelenek ve görenekleri tanıtmak yerinde olacaktır.
Çankırı
halkının yaşayışı ve dünyası hakkında öğrenmek
istediklerimizin hemen tamamı merkez ilçe hayatından uzak
kalmış olan köy ve kasabalarında daha geniş ve daha canlı
bir şekilde görülebilmektedir.Çankırı, değişen her türlü
hayat şartları ve tarzına rağmen, gelenek ve göreneklerinden
"öz olarak" çok şey kaybetmeyen nadir bir ilimizdir.
Nitekim, yavuklusuna (nişanlısına) kenarı işlemeli mendil
gönderen genç kızları kalmamış olsa bile, kırsal kesimde
aynı kızları ve kadınları yolda yürürken hala erkeklerin
önünden geçmezler. Çünkü sımsıkı ve hem de farkında olmadan,
yürekten bağlı oldukları açıkça görülen "töre"ye aykırı
bilirler erkek önünden geçmeyi...
Yine aynı şekilde, davullu-zurnalı, üç gün üç gece yapılan
düğünlerin yerini, belediye nikah salonu veya düğün salonu
törenleri almışsa da gerdeğe giren güveyi yumruklanır ve az önce
sağdıçlar tarafından camiden (yatsı namazından) getirilmiştir.
Gelinlerin kına gecesi kınaları yakılır ve kına gecesi oyunlarında
mutlaka bindallı veya üçetek giyilir.Bütün bu ve buna benzer
hususlar, Çankırı'da gelenek ve göreneklerin "öz olarak" değil,
şekil olarak bazı değişmelere uğradığını göstermektedir.Her sene
kış mevsiminde büyük yaran sohbetleri ve hemen her düğünde, "baş
donanması" merasimleri de gençler arasında uygulanmakta ve öz
haliyle yaşatılmaktadır.Çankırı'da diğer illerimizde hemen hiç
rastlanmayan bir husus daha vardır ki o da, gençlerin büyük bir
çoğunluğunun, mahalli halk oyunlarını oynayabilmeleri, saz çalıp
türkülerini aslına uygun tarzda söyleyebilmesidir. Mahalli
halkoyunları, çeşitli okullarda kurulan ekiplerce yaşatılmakta,
halk eğitimi kurslarında da bu oyunlar öğretilerek canlılığı
muhafaza edilmektedir.
Hele Eldivan İlçesindeki düğünlerde kurulan “Seymen Alayı”
aslından hiçbir şey kaybetmeden güzel bir gelenek olarak
yaşatılmaktadır. Yine Eldivan ilçesinde yapılan eğlencelerde ve
düğünlerde kukla gösterileri, kayda değer bir başka numunedir.
Çankırı Düğünleri
Günümüz Çankırı'sında köy ve kasabalarında çok önemli
değişikliklere uğratılmamış düğün adetleri hakkında derli toplu
bilgileri Merhum Hacı Şeyhoğlu Hasan Üçok’un, 1930, 1931, 1932
yıllarında Çankırı'da neşredilmiş ve Duygu Gazetelerindeki tefrika
edilmiş yazılarından öğrenebilmekteyiz.Bu kaynaktan
öğrendiklerimizi, günümüz Çankırı'sında yaşayan düğün adetlerinin
şekli ile yer yer mukayese ederek sunacağız. Aslında elli sene
önce kaydedilen düğün adetleri ile bugünün Çankırı'sında yaşayan
adetler, genel hatları ile birbirlerinin aynısıdır. Lakin,
bilhassa para yönü ağır basan ve aşırı masrafı gerektiren
motiflerin, zaruri olarak terkedilmiş olduğu da bir gerçektir.
Düğünlerde İlk Teşebbüs:
Evlenme çağına gelen Çankırılı delikanlının anası, oğlu için
aradığı münasip gelin adayını bulunca, bu durumu kocasına iletir.
Bugün de aynı durum geçerli olmakla birlikte, daha çok oğlan
bulduğu kızı anasına, anası da kocasına anlatmaktadır. Bunun
üzerine, kızın kendisi ve ailesi hakkında lüzumlu araştırmalar
yapılır, bilgiler toplanır. Kız, yapılan araştırmalar neticesinde
ahlaken, bilgi ve beceriklilik bakımından münasip görülürse
dünürlüğe karar verilir. Köy ve kasabalarda bu durum geçerli ise
de, şehir merkezinde kız ve oğlanın tanışarak anlaşarak
evlenmelerine daha sık ratlanmaktadır.
Daha sonra, araya bir aracı konarak kızın anasına haber verilir.
Kız anası da kocasına söyler, ağabeyi varsa onun da görüşü alınır,
durum oğlan tarafına haber verilir. Bunun üzerine, kız tarafı ilk
olarak normal bir masrafla alınabilecek takı ve eşyaların
listesini oğlan tarafına duyurur. Eskiden bu listede beş adet
beşibiyerde kulplu altın, iki çift elmas küpe, iki elmas yüzük,
iki elmas iğne, iki çift gümüş nalin, iki gümüş kemer, iki kaftan,
iki Bağdat dokuması ipek çarşaf, iki hamam takımı, iki çift potin
kalüş yer almakta idiyse de, bugün bunların çoğu istenmemektedir.
İstenilenler sadece nişan yüzüğü, bilezik ve kolye ile altın
zincir gibi takılar ve eşyalar olmaktadır. Diğer istekler, daha
sonra belirlenmektedir. İstekler, oğlanın ailesi tarafından da
kabul edilmişse söz kesilmiş demektir.
Nişan Töreni:
Oğlan evi tarafından kabul edilerek alınan eşya ve takılar, kız
evine gönderildikten sonra bir Cuma günü nişan yapılır.
Nişan günü, oğlan tarafının kadın ve kızları ile bir de defci
davet edilir. Defci çalmağa başlar. Her iki tarafın davet edilen
kadınları oyun ve eğlencelerini birkaç saat kadar sürdürdükten
sonra, ortaya bir kat elbiselik kumaş serilir. Bu kumaş, oğlan evi
tarafından getirilen ziynet eşyaları ile birlikte, gelin kıza
elbiselik olarak getirilmiştir.
Gelin olacak kız içeriye girince, elebaşılık eden kadınlar "Allah
aşkına maşallah deyiniz, nazar değmesin” diye ihtarda bulunurlar.
Gelin kız, yerde serili kumaşın üzerine gelip ayakta durur.
Getirilen yüzük parmağına takılır. Diğer mücevherler de elbisesi
üzerine iliştirilir.
Bunlardan sonra gelin kız, önce oğlan tarafının (annesinden
başlamak üzere) ellerini öper. El öpme sırasında, getirilen özel
hediyeler de takılır.
Şimdi ise (daha çok şehir merkezinde) bu nişan merasimi, oğlan ile
kızın, davet edilen her iki taraf akrabaları huzurunda ve kız
evinde, birbirine kırmızı bir kurdele ile bağlamış nişan
yüzüklerinin, hatırı sayılır bir akraba veya eş-dost tarafından
takılması şeklinde yerine getirilmektedir. Nişan merasimindeki
eğlence ve hediye vermeler de, bu esnada yapılmaktadır.
Şerbet İçilmesi:
Genelde kısmi değişikliğe uğramasına rağmen, şerbet içilmesi de şu
şekilde olur: Kadınlar tarafından nişan töreni yapılmadan bir iki
gün evvel ailenin durumuna göre erkekler tarafından da tören
yapılır. Törende dualar okunur ve şerbetler içilir. Şerbet içme
adeti sadece kadınlar arasında yapılmaktadır ve özellikle "darısı
başına olsun" dilekleriyle, genç kızlara içirilmektedir.
Kadın ve erkekler arasında bu şekilde nişan töreni tamamlandıktan
sonra, kız oğlan tarafına geçmiş sayılırdı ve bugünden başlamak
üzere oğlan anasına gelinlik etmeğe başlardı. Gelinlik etmekten
maksat, gelin olan kızın kaynana ve kayın babasına kat’iyyen
yüksek sesle söz söylememesidir. Mecburi bir durum olursa, çok
hafif bir sesle konuşabilmesiydi.
Gelin kız her nerede oğlan tarafından bir kadınla karşılaşsa,
onların ellerini öper. Yanlarında hiç kimseyle konuşup
eğlenemez... Aksi takdirde, gelin hakkında hiçte hoş olmayan
dedikodular bir anda yaygınlaşır. Ancak, gelinlik etme adeti
günümüz Çankırı'sında genellikle kasaba ve köylerinde bu
şekildedir. Merkezde ise gelin kızlar sözlüsü veya nişanlısı ile
el ele-kol kola gezebilmekte, eğlenebilmektedir.
Nikah Töreni Veya Düğün (Dün):
Çankırı'da nikah töreni yahut düğün, eskiden şu şekilde
yapılmaktaydı:
Mahalle bekçisinden, imamından, muhtarından başlayarak diğer
yetkililere bahşiş ve harçlar verildikten sonra, mahalle imamına
hitaben izinname çıkartılırdı.
İzinname"de "... mahallesi imamı efendi, badesselam inha olunurki...
nam bikri ile evlenmesine canib-i şer'i şerifeden izn-i şer'i
lahık olundu vesselam.." tarzında beyan bulunurdu, izinnamede, "Mihr-i
müeccel" ve "mehr-i muaccel" diye tespit edilmiş iki yer
bulunurdu.
"Mihr-i müeccel" nikah bedeli, "mehr-i muaccel" de erkeğin vakti
olmayıp ta geline ait mücevheratı ve diğer eşyaları ileriki bir
zamanda yapılmak üzere adet ve miktarının bedeli demekti. Bu
durumları beyan eden hususlar, izinnamedeki tespit edilen yerlere
yazılırdı.
Ölüm veyahut başka bir surette ayrılık vaki olur ise izinnamedeki
yazılı hususlar, kadının hakkı olarak gerekirse mahkeme hükmü ile
alınırdı.
İziinnameler, mahalle imamları tarafından muhafaza edilerek
saklanırdı. Nikah duasına mahallenin ulema ve diğer sayılır
kişileri davet edilirdi. Kızın bir vekil iki şahidi, oğlanın da
aynı şekilde bir vekil, iki şahidi davetliler arasında bulunurdu.
Nikaha başlanmadan önce imam efendi tarafından, yapılacak veya
yazılacak birşey olup olmadığı sorulur, varsa şayet, yapılır veya
yazılırdı.Nikah miktarına gelince, öteden beri nikah miktarı
pazarlık suretiyle yapılması adet idi. İmam Efendi meclisin
ortasına oturur, sağ tarafına oğlanın, sol tarafına da kızın vekil
ve şahitleri otururdu.Kız tarafına hitaben "İsteyiniz bakalım.."
derdi.
Bu şekilde kız tarafı ile oğlan tarafı arasında, imam efendi
hakemliğinde sürüp giden pazarlık sonucunda bir bedel tespit
edilirdi. Miktarın tespitinden sonra nikahın aile kuruluşunda esas
olduğunu beyan eden bir Hadis-i Şerif okunur herkes diz çöker,
ellerini açık olarak dizlerinin üstüne koyarlardı. Yalnız imam
efendi elinin birisini kapalı olarak dizinin üstüne koyardı.
Sebebi ise nikah esnasında oğlan evinin düşmanları büyü
yapılabilir düşüncesiydi.
İmam oğlanın vekiline hitaben üç defa:"-Allah'ın emriyle,
Peygamberin kavliyle, filanın kızı filan hanımı, kendi tarafından
vekaleten filan efendiye asaleten alıverdin mi?..." diye sorardı.
Oğlanın vekili ise "Alıverdim" diye cevap verirdi. İmam efendi de,
bunun üzerine "Ben de akdi nikah eyledim." deyip elini açar ve
uzunca bir dua okurdu.
Daha sonra orada bulunanlara şerbet verilir, artan şerbet de uygun
görülen yerlere gönderilirdi. Kız tarafı da bir tepsi baklava ve
hediye ile karşılıkta bulunurdu. Kurban bayramlarında arife günü
kız evine kurban göndermek adetten idi. Buna da, kız tarafı
baklava ve diğer hediyelerle karşılık verirdi.
Bugün:
Çankırı'daki nikah ve düğün adetlerinin eskiye karşılık, bu
adetlerin pek çok yönü, günümüzde bazı değişikliklere uğramıştır.
Bu değişikliklerin en önemli sebebi, hiç şüphesiz ki, artan
ihtiyaçlar ve her yönden sağlanan sosyo ekonomik değişim ve
gelişmelerdir.
Günümüz Çankırı'sında nikah akdi, resmi ve imam nikahı olmak üzere
iki ayrı safhada yapılmaktadır. Resmi nikah, daha çok düğün
merasimi ile birlikte yapılmaktadır. Ekonomik zorluklar ve bir de
zamandan tasarruf etme kaygısının tabii bir neticesi olarak düğün
merasimi şekline dönüştürülmüş olan resmi nikah (belediye nikahı)
işlemi, genellikle Belediye Nikah Salonu veya benzeri bir yerde
yapılmaktadır.
Belediye Evlendirme Memurluğu tarafından tayin edilen gün ve
saatte, nikah salonunda "nikah ve düğün merasimleri" yapılacağı,
matbu halde bastırılan davetiyelerle eş-dost ve akrabalara önceden
duyurulur. Davetliler, nikah saatinden 15-20 dakika önce salona
gelerek yerlerini alırlar. Hemen ardından da damat tarafından
gelin, salona getirilir. Gelinle damat, nikah saatine kadar bir
süre, davetlilerin bulunduğu salondan ayrı bir odada bekletilir ve
nikah esnasında yapacakları işler hakkında, nikah memuru
tarafından kısa bilgiler verilir.
Nikah memuru ile gelinle damat tarafının şahitleri salondaki
masada yerlerini aldıktan sonra, gelin ve damat kol kola salona
girerler. Salondaki davetliler, ayağa kalkarlar ve gelinle damadı
alkışlarlar. Masaya vardıklarında önce gelin, şahidinin
karşısındaki sandalyesine oturur, damat da kendi şahidinin
karşısına oturur.
Belediye nikah memuru, varsa tebrik ve telgrafları okur. Ardından
da, Medeni Kanun'un ilgili maddesine göre Belediye Başkanınca
kendisine verilen yetkiye dayanarak nikahlarını kıyacağını yüksek
sesle duyurur ve önce kıza, sonra da oğlana ayrı ayrı;
"-Filan kızı filan... falan oğlu falanı kocalığa kabul ediyor
musun?",
"-Filan oğlu filan... falan kızı falanı, eş olarak kabul ediyor
musun?.." diye sorar.
Kız ve oğlan yüksek sesle "evet" dedikten sonra, önce kız,
ardından da oğlan, deftere imza atarlar. Şahitler de imza attıktan
sonra, evlendirme memuru her ikisini de yüksek sesle "karı-koca"
ilan eder. Bunun üzerine damat, kızın ayağına basarak duvağını
açar. Davetliler alkışlarlar...
Nikah tamam olduktan sonra, gelinle damat, salonun çıkış kapısında
durarak, davetlilerin tebriklerini kabul ederler. Davetlilerin
tebrik işi bittikten sonra, kız ve oğlan tarafı, hep birlikte
hatıra fotoğrafları çektirirler. Bu iş de tamam olunca konvoy
halinde şehir dolaşılarak oğlan evine ulaşılır.
İmam Nikahı:
Dini nikah da denilen imam nikahı, ya resmi nikahtan veya gerdeğe
girmeden hemen önce yapılır. Bu nikah işleminde, eskiden olduğu
gibi izinnameler yoktur.
Günümüz Çankırı'sında dini nikah, kızla oğlanın birbirlerini
görmelerinde bir mahzur bulunmamasını sağlamak için nişandan hemen
sonra da yapılmaktadır. Yine bugünkü Çankırı'da düğün
merasimlerinin bir başka bölümü daha vardır: Resmi nikah ile
birlikte düğün salonunda yapılanların haricinde, üç gün önceden
kız ve oğlan evlerindeki şenliklerdir bu bölüm...
Bu şenlikler genellikle Cuma günü kadınlar arasında başlar. Kına
gecesi ve son günün gündüzüne kadar devam eder. Kız evinde
şenlikten sonra kadınlar arasında mevlid okutulur. Kına gecesinde
oğlan evinde ise, "Baş Donanması" yapılır.
Baş Donanma:
Bu adet, eskiden daha teferruatlı ve geniş bir şekilde yapılmakta
iken, bugün tam olarak uygulanamamaktadır. Öyle ki, ekonomik
durumu yerinde olmayan aileler, külfetli olduğu için her yönüyle
mükemmel ve geleneklere-göreneklere uygun bir düğün yapamadığı
gibi, durumu yerinde olan zenginler ise, düğünlerini balolarla
yapmayı tercih eder olmuşlardır.
Günümüz Çankırı'sında Başdonanması, genel olarak Yaran
Sohbetleri'ndeki şenlik vb. oyunlarla renklendirilen bir hal
almıştır. Bu da her yıl kış mevsiminde yapılması gereken ama
çeşitli sebeplerden dolayı ihmal edilen Yaran Sohbetleri'ne, yeni
nesillerin özleminden kaynaklanıyor olsa gerek...
Oğlan evinde baş donanması yapılırken, kız evinde de kına yakılır.
Kına Yakma:
Oğlan evinde baş donanma yapıldığı saatlerde kız evinde kına
yakılma şöyle olur: Kız evi yakınları yatsı namazından evvel
gelerek kız evinin büyük olan odasında belli bir yere otururlar.
Oğlan evi tarafından gelenler ise ayrı oturur. Defçi kadınlarla
birlikte türkü söyleyenler de bulunur.
Yatsı vakti sonunda oğlan tarafından olan kadınlar, oğlan evinde
toplanır. Toplu halde kız evine giderler. Oğlan tarafından giden
kadınlar, çok süslü giyinmeye itina gösterirler. Bu kadınlardan
ikisi, ellerinde tepsiler içinde her çeşit kuru yemiş ile birlikte
kınayı da götürürler.
Eskiden bu gidiş, özel bir tören şeklinde idi ise de, şimdilerde
gayet sadeleştirilmiş ve normal hale getirilmiştir. Kına
gecesinde eski adetlerden kalanlar, çerez yemek, oynamak ve kına
yakmak üzere çok az sayılacak motiflerdir. Havai fişekler
atılması ve oldukça yüklü miktarda para masrafını gerektiren
diğer motiflere de rastlanılır.
Oyunlar oynandıktan, çerezler yendikten sonra yaşlı ve becerikli
kadınlar, dua ve ilahiler okuyarak, gelini evin ortasına
oturturlar ve törenle kınasını yakarlar. Daha sonra oğlan evinden
gelen kadınlar evlerine giderler. Kız evinde kalan gelin kızın
arkadaşları, ona arkadaşlık ederek sohbet ederler.
Gelin Çıkarma:
Çankırı'da gelin çıkarma adedi, geçmiş yıllardaki duruma
bakarak, günümüzde bir hayli değişikliliklere uğramıştır.
Diğer gelenek, görenek ve adetlerde olduğu gibi, masraftan
kaçmak ve günün icaplarına aslını bozmadan uyabilmek kaygısı
ile uğratılan bu değişik gelin çıkartma adetlerinin dün ve bu
günkü hâlleri şu şekildedir.
Kına gecesinin ertesi günü, gelin çıkartma merasimi yapılır.
Sabahleyin erkenden, oğlan evinin her tarafı temizlenir. Eski
tantana, şaşaa yerine bir sükunet çökerdi. Oda tarafında,
güveyi ile yanına gelen bir kaç genç arkadaşından başka kimse
kalmazdı.
Davullar bir yandan ağır ve dertli havalar çalarken, öte
yandan da kuşluk vakti (öğleye doğru) güveyinin gireceği hamam
temizlenerek hazırlanırdı. Hamamda saz takımı şen havalar
çalar ve aynı zamanda güveyi ile arkadaşları hamama
giderlerdi.
Öğle
ezanı okunduğu zaman, bir gün öncesinden okuyucular
vasıtasıyla yapılan davetler üzerine oğlan evi tarafı oğlan
evinin önünde, kız evi tarafı da kız evi önünde toplanırdı.
Oğlan evi tarafından bindirilen 20-30 kadar süvarinin
(atlının) önünde davullar zurnalar çalar, köçekler oynayarak
kafile (gelin alayı) yola çıkardı. Daha önceden çeyizi
götürülen katırların iki katı süslenmiş hayvanlar, kafileyi
takip ederdi. Sağdıç ta aynı şekilde süslü bir ata bindirilir
ve gelin getirmek için hazırlanan arabalar, arkalarında
yüzlerce seyirci ve davetli ile kız evine giderlerdi. Kız
evine varmadan yolda sancakların önü kalabalık olurdu bazen
Çankırı cadde ve sokaklarına sığmaz hale gelirlerdi.Bu şekilde
kız evi önüne varırlardı. Kız evi önünde toplanan kalabalığa,
kız evi tarafından şerbetler dağıtılırdı.
Kuşak Bağlama:
Gelin, babası evinden çıkarken, avluda en yakın akrabalar ve bir
de hoca bulunurdu. Gelini avlu ortasına dikerler, en yakın
akrabasından ve zenginlerden birisi, gelinin beline bir kuşak veya
gümüş kemer bağlardı, gelinin beline kuşak bağlayan kişi, kendi
kesesine göre, gelinin cebine para da koyardı. Orada bulunan hoca
dua eder, duasından sonra gelin orada bulunanların elini öperdi.
Gelin, bineceği ata (veya arabaya) kadar iki tarafına kilimler
gerilerek, kimseye gösterilmeden götürülürdü. Gelin, en yakın ve
yaşlı akrabasından iki hanımla birlikte arabasına biner, diğer
arabalara da diğer kadınlar binerlerdi. Gelin tarafının çeyizi,
oğlan tarafının hazırladığı çeyizle aynı kıymette olurdu. Her iki
tarafın çeyizlerinin yüklenmesi için 20-30 kadar katır
hazırlanırdı.
Bazen süslü bir rahlenin üzerine Kur'an konur ve sırmalı örtülerle
örtülürdü. Bu rahle ön tarafta ve başta götürüldü ki, gelin kızın
okuma bildiğine işaret gösterilirdi. Çeyiz, her katırın üzerine
telli oda takımları, kilimler, halılar örtülmek suretiyle yüklenir
ve herkesin gözleri kamaştırılmak istenirdi.Gelini taşıyan
vasıtalar, at, tahterevan, tatar arabası, lando veya yaylı
arabalar gibi vasıtalar idi. Bu halde kafile (düğün alayı)
giderken mezarlık civarına gelince dururlar ve davul zurnalar
susturulur Fatihalar okunurdu.
Yastık Götürmek:
Gelin çeyizi yükletildiği ve gelin alayı hareket ettiği sırada
gençlerden birisi bir köşe yastığını kaçırıp hamama götürürdü.
Güveyi, yastığı götüren gence bahşiş verir ki, bu bahşiş gelinin
evden çıkartıldığı, ve yola koyulduğu haberinin bahşişidir.
Gelin alayı şehrin merkez mahalle ve caddelerinden geçerler. Alay
geçerken önlerine ipler gerilir ve düğün sahibinden bahşişler
alınır. Bu şekilde gelin, yeni evine getirilir. Oğlan evinin
büyükleri ve yakın akrabaları yanlarında bir imam ile evin önünde
beklerler. Gelin eve girince dua edilir. Gelin, önce
kayınbabasının ve büyüklerinin ellerini öper, kayınbabası ve
akrabaları, gelinin başına kuru yemişle karışık bozuk para
serperler. Bu paralar oradaki çocuklar tarafından kapışılır ki,
uğur ve bereket sayılmaktadır. Gelin, hazır edilen odaya alınır.
Güveyi Girişi :
Gelin, oğlan evine geldikten bir kaç saat sonra, kız evi
tarafından hazırlanan baklava ve etli yiyecekler getirilir.
Bunları getirenlere de bahşişler verilir. Bu yiyecekler sadece
gelin ile damat beye aittir.
Hamamdan çıkarılan damat, yatsı namazına camiye götürülürdü. Namaz
çıkışında, eve bir haberci gönderilir (Çok önceleri bu haber,
fişek atılarak duyurulurmuş). Gelin odasına iki bardak şerbet
hazırlanırdı. Gelin hanım, duvağı örtülü halde, odanın bir
tarafına dikilirdi. Orta yerde bir yatak, bir tarafa da seccadeler
serilirdi. Oda ortasına serilen bu yatak, gündüz kim serdi ise o
kişi tarafından kaldırılırdı. Güveyi kapıya geldiğinde, imam dua
ederdi. Güveyi yaşlıların elini öperdi. Bu sırada kapı açılır ve
güveyi süratle içeri girerdi. Çünkü gençler tarafından güveyinin
sırtına yumruk vurmak adettir. Güveyi acele davranmazsa epeyce
yumruk yerdi.
Güveyi gelinin bulunduğu odaya girer. Orada gelinle birlikte
bekleyen yenge, gelinin duvağını açar ve ikisini el ele
tutuşturarak çıkardı. Güveyi ve gelin, ilk önce seccadenin başına
giderek iki rekat hacet namazı kılarlardı.
O gece edilen duaların mutlaka kabul olunduğuna itikat edilirdi.
Namaz kılınıp, dualar
edildikten sonra kalkarlardı. Oğlan bir köşeye oturur, kızı da
yanına alırdı. Kıza bir kaç soru sorardı. Kız cevap vermezdi.
Oğlan, önceden hazırladığı söyletmeliği (elmas veya altın yüzük
vb)
verirdi. Bunu verince kız da konuşmağa başlardı. Güveyi daha sonra
gelinden su isterdi. Gelin, önceden hazırlamış olduğu şerbetleri
verir ve birlikte içerler ki içilen bu şerbet ağız tatlılığına,
yani tatlı dilli ve güler yüzlü olmağa işaret sayılırdı. Sonra
kız evinden gönderilen yiyecekler yenilirdi...
Çankırı Düğünlerinde Söylenen Türkülerden Örnekler
Bayrak Kaldırma Havası
Çankırı köylerinde, düğün evinin önünde bayrak dikme adeti vardı.
Buna, "Bayrak Kaldırma" denilirdi. Bayrak kaldırılırken,
davul-zurna ile şu türkü çağrılırdı:
Dan yüzüne dan yüzüne Dan uykusu tatlı olur
Vurdum dilberin dizine Kaldırırlar akşam seni
Çayırda bostan bozuyor Öğle işi firkatli olur
Öksüzler bakar gözüne Yıldırırlar akşam sen
Halay Çekme Havası
Çankırı köylerinde on beş-yirmi genç yahut orta yaşlı grubu, el
ele tutuşarak bir yarım halka (hilal) oluştururlar. Halkanın her
iki başında bulunanlar, ellerinde mendil yahut birer çevre sallar
ve çalınan havanın ahengine uygun olarak ağır ağır dönmeğe
başlarlar. Davul ve zurna bu yarım dairenin ortasında durur ve
genellikle şu havayı çalardı.
Sarı kavun dilimi Gidiyorum Çorum'a
Nitdin oğlan gülünü Bir taş değdi koluna
Gülünü elinden alan Kolum sarılmak ister
Bulsunlar Allah’ından Yarin ince beline
Aman aman sarı kız Aman aman sarı kız
Yatamam ben yalınız Yatamam ben yalınız
"Aman aman" nakaratına gelince, baştakiler daireden ayrılarak iki
ellerinde mendiller olduğu halde hoplamağa başlarlar. Buna göre
diğerleri de hoplaya hoplaya çevirirler. Oyundan sonra halay başı
olan, davulcuya bahşiş verirdi.
Gelin Havası
Gelin, güveyi evine götürülürken, davul-zurna şu havayı çalardı:
Karacamın taburunu bozmuşlar
Karamandır her kardeşim karaman
Bozluğun dağını ne çok gezmişler
Bekar olsam gitse canım aramam
Karacamı sinesinden üzmüşler
Ben illerin evlerinde duramam
Karacam karacam aslan karacam
Karacam karacam aslan karacam
Anan yasdık koysun yaslan karacam
Anan yasdık koysun yaslan karacam
Bu türkü uzun bir bozlaktan kalmış iki parça olup hikaye ettiği
hadisenin; "bir kızı seven iki erkekten birisinin gelini
götürürken diğeri tarafından saldırıya uğrayarak Karaca denilen
damadın göğsünden vurulmak suretiyle gelinin kaçırıldığını"
anlattığı, Hacı Şeyhoğlu Hasan Üçok derlemesinde bahsedilmektedir.
Tan Havası
Tan havası, Sabah Namazı'ndan yarım saat evvel düğün evinin en
yüksek odasında çalınırdı. Ne kadar davul zurna varsa bu havaya
katılırdı. Bir kasaba halkını derin uykusundan kaldıran bu hava
çalınırken de şu türkü söylenirdi:
Gel felek gurbette alma canımı
Gülüşan beylerinin gülü solarmı
Feleğin elinden çektiğim neler
Duyar düşmanlarım şadıgam olur
Bozulmuş bağlara bülbül konarmı
Ayrılır ateşi bağrımı deler
Yıkıp viran etme mamur hanemi
Evveli ağlayan sonra gülermi
Eşinden ayrılmış gurbete salar
Yuvada yavrular perişan olur
Düşürdün dillere felek sen beni
Düşürdün dillere felek sen beni
Gelin Övme Türküsü
Gelin, güveyi evine getirildiğinde, önceden hazırlanan odanın
kapısına telli-duvaklı olarak dikilirdi. Defçi kadınlar da gelini
övmeğe başlarlardı. Ve şu türküyü söylerlerdi:
Hoş geldin allı gelin Hoş geldin allı gelin Hoş geldin allı gelin
Sefa geldin pullu gelin Sefa geldin pullu gelin Sefa geldin pullu
gelin
Haçan gelin haçan gelin Gelinimiz gelir güle güle Gelin hanım
evinden ağlayarak çıktı ,
Evlere güller saçan gelin Nur doğdu birden bire Annesinin ciğerini
dağlayarak çıktı
Oğlumuzu alıp kaçan gelin Kayın ana iyi dilekler dile Güveyi beğ
de yollara düştü
Çok şükür geldi gelinimiz
Şen oldu evimiz gönlümüz
Defçi kadınlar bu sefer de kaynana karşısına geçerek şu türküyü
söylerlerdi:
Güveyi beğin annesi annesi Oğlan bizim kız bizim
Ellerinde güller kokası Gelin hanım iki gözüm
Gelin hanıma iyi günler veresi Kulağında kalsın sözüm
Çok şükür geldi gelinimiz Çok şükür geldi gelinimiz
Şen oldu evimiz gönlümüz Şen oldu evimiz gönlümüz
Benin ağam kadı ile müderris Kavağın dibine gülük bastırdım
Kayık gelse Üsküdar'a gideriz Ben o zeybeği ağam diye astırdım
Gelse bile kötüleri nideriz Basaksız evlere basak yaptırdım
O yavrunun düğmeleri çiziktir Hayatsız evlere hayat yaptırdım
Feslikan'a ben atımı bağladım O yavrunun düğmeleri bir sıra
Yar gelip geçtikçe gönlüm eğledim A kız biz gidelim gayrı Mısır'a
Ben o yara sabah selam yolladım
O yavrunun düğmeleri bir sıra
A kız biz gidelim kayrı Mısır'a
Türkünün sonunda da güya kaynana söylemiş gibi şunu derlerdi:
Evimin sıçanı geldi Sırrım açanın geldi
Gündüz yazup Gece okuyanım geldi
Gelin Almaya Giderken
Hendekten sesini aldım Karşıdaki gök ekin
Başından fesini aldım Aldırdım elimdekin
Koca köyün içinde Her soran benzin sorar
Beğendim seni aldın Hiç sormaz kalbimdekin
Amanın güzelim bize gel Amanın güzelim bize gel
Allar, allar giy de bize gel Allar, allar giy de bize gel
Şu dağlar çiçeklendi Şu dağlar meşe dağlar
(A kız) yareler pürçeklendi Anam köşede ağlar
Çek bayraktar bayrağı Yari bana vermezler
Ayrılık gerçeklendi (A kızlar) ateş düşeni dağlar
Amanın güzelin bize gel Amanın güzelim bize gel
Allar, allar giy de bize gel Allar, allar giy de bize gel
Kına Yakarken Söylenen Türkü:
Hani bu kızın anası Esvap yülüğün ak taşlar
Elinde mumlar yanası Yiyip içtiğin ocaklar
Allah muradını veresi Gölgelenip geçtiğin ağaçlar
A kızım kınan kutlu olsun A kızım kınan kutlu olsun
Vardığın yerler şen olsun Vardığın yerler şen olsun
Küçük dayın atın yeder Bir elinde tava sapı
Büyüğü yanında gider Bir elinde helva topu
O da babasına bedel Bu da öküzün hakkı
A kızım kınan kutlu olsun A kızım kınan kutlu olsun
Vardığın yerler şen olsun Vardığın evler şen olsun
Diğer Düğün Türkülerinden Örnekler
Şu dağın başında vatanım yurdum Evlerine varamadım köpekten
Kadir Mevlam bize eylesin yardım Telli uçkur çezemedim ipekten
Bir değil, beş değil, on değil derdim Akşam sabah yapışırım
bilekten
Açıldı yareler uç verdi gayri Ben bu derdin hangisine yanayım
Her sabah her akşam okunur ezan Evleri olsa da yüksek olmasa
İki ayağım tutmaz odamda gezem Ayrılık olsa da ölüm olmasa
Katibim yok benim mektubun yazan Yarin yolladığı güller solmasa
Ben bu derdin hangisine yanayım
Gel otur yanıma illere karşı Karşıdan karşıya el etme yarim
Şen olsun sevdiğim gezdiğim çarşı Seni görmeyeli nice oldu halim
Ya ben ağlamayayım kimler ağlasın Genç yaşımda beni bitirdin zalim
Şu deli gönlümü kimler eğlesin
Ben bu derdin hangisine yanayım
Şu karşıki bağlarda üzüm deveği Şu dağın başında bir tutam çiçek
Ne sen gelin oldum ben güveyi Ne kadar söylesem o kadar gerçek
Sağ olup gelirsem bir gün yurduma İnanmazsan kadı efendi beni
yemine çek
Sen gelin olursun ben de güveyi Yarin gözü yaşlı yemini bilmez
Aman Allah ben bu derdi nideyim
Genç yaşımda dağlara mı gideyim.
ÇANKIRI'DA SÜNNET DÜĞÜNLERİ
Her ailenin, erkek çocuğu sahibi olduktan sonra ilk telaşı,
çocuklarını sünnet ettirmek, kaygısıdır. Bu hal ve kaygı, İslami
bir adet olarak yaşanmaktadır.
Çankırı'da yaşayan sünnet adetleri, bundan yarım asır öncesinde
çok büyük masrafla yapılan ve debdebesi bol düğünler şeklindeydi.
Büyük oranda şekil değişikliğine uğratılmış ve mümkün olduğu kadar
az masrafla hatta her ailenin kendi maddi durumuna göre yaptığı
sünnet düğünleri günümüzde şöyle cereyan eder:
Düğün Başlangıcı:
Çankırı'da sünnet düğünleri genellikle sonbahar mevsiminde
yapılır. Çünkü bu mevsim, her aile için bir çok telaşın son
bulduğu ve her şeyin bol olduğu bir mevsimdir.
Düğün öncesinde, sünnet olacak çocukları için evlerde birer yatak
(Karyola veya somya) süslü olarak hazırlanır. Çocuk tek ise tek
yatak, bir kaç tane ise bir karyolaya üç dört çocuk yatırılır. Ev,
bir bayram yeri gibi süslenir. Sünnet edilecek çocuk için
hazırlanan düğüne, matbu olarak yapılmış davetiyeler ile eş dost
ve akrabalar çağrılır. Davetlilere pilav, ayran asıl olmak üzere,
ailenin durumuna göre yemek ziyafeti verilir. Yemekten sonra
mevlid okutulur, ilahiler söylenir. Çocuklar ise, alınlarında
"maşallah" yazılı ve özel olarak hazırlanmış sünnet elbiseleri
giydirilmiş vaziyette, arabalarla şehirde gezdirilir. Ki bu hal
çocuğu sünnet olmağa iyice alıştırır, ısıtır diye kabul
edilmektedir.
Sünnet Olmak:
Sünnet olacak çocuklar, evde hazır bulunan sünnetçi önüne
getirilince, hafızlar tarafından "aşr-ı şerif" okunur, fatihalar
okunur. Bir yandan da dışarıda davul zurna veyahut başka çalgılar
varsa çalmaya devam eder. Bu esnada çocuk veya çocuklar sünnet
edilir. Çocuk ağlamaya başlarsa, hemen açılan ağzına bir parmak
bal sürülür (bu eskiden yapılmakta idi ki şimdilerde yapıldığına
pek rastlanmıyor).
Kısaca anlatmaya çalıştığımız sünnet düğünleri, genel olarak
Türkiye'nin bir çok yerinde benzer adetlerle yapılır. Çankırı'ya
has olan sünnet düğünü motifi ve unsurları ise, yukarıda izah
ettiğimiz şekildedir.